ünlü biyolog charles darwin'in ortaya attığı, canlıların bir ortak atadan türemiş olduğunu iddia ettiği, bana göre teorem, sana göre teori.
[bkz: doğal seleksiyon]
[bkz: doğal ereksiyon]
#16563
ünlü biyolog charles darwin'in ortaya attığı, canlıların bir ortak atadan türemiş olduğunu iddia ettiği, bana göre teorem, sana göre teori.
[bkz: doğal seleksiyon]
[bkz: doğal ereksiyon]
sadece penguenler konusunda bir tez üretilememiş teori. onu da buldular mı kanunlaşması an meselesi. bununla beraber hep dinle çeliştiği iddia edilir adem ve havva meselesi yüzünden ama biraz mantıklı düşünen aslında ortada bir çelişki olmadığını algılayabilir. biri spiritüel bir birikim, diğeri bilimsel. ancak birbirlerini tamamlar nitelikte olmadıkları gibi, reddeder nitelikte de değildirler.
witchorexia nervosa 02 nisan 2008 15.35insanın maymundan türediğini söyleyen teori diye bilinir. aslında evrim insan maymundan türemiştir demez. insan ve maymun aynı ortak atadan * türemiştir der.
KIRMIZI 21 mayıs 2008 18.48oo, sozluklerin polemik ve zumirik sampiyonu basligi nihayet acilmis cumlesini dillendiremize sebep olan kanunsal teori.
4 ile 40 karakter arasi 21 mayıs 2008 18.56
görünmeyen bir güç ile kıyaslanan teorem.
öncelikle, inanç ile bilim arasındaki ince çizgiyi kavrayalım. daha sonra evrim hakkında az çok fikir sahibi olmak gerekiyor. zira, "bi siktir git diyilesi teori" demek kimseye bir şey kazandırmadığı gibi, taşak konusu olursunuz. cehaletle itham edilirsiniz. ben buna karşıyım.
şüphesiz evren, şimdiki halini alabilmek için uzun bir yol katetti. stv'de belgesel seyrederken sıkça duyabileceginiz bir cümle var.
bu kadar kusursuz bir doğa kendi kendine mi oluştu?, hayır canım ben buna doğal seleksiyon diyorum. hücre yapısı oldukça karmaşıktır kabul ediyorum. morfolog değilim, sitoloji'den hele hiç çakmam. lakin iyi kötü hücrenin yapısı hakkında fikir sahibiyim. konu ile alâkalı bir alıntı yapalım.. robert hooke demiş ki; bundan yaklaşık 2-3 milyar yıl önce, bir gen-bir enzim şeklinde kendini eşleyebilen ilk molekül meydana gelmiş ve bir zaman sonra bu molekül lipit ve protenoid moleküllerinden oluşmuş bir koaservat keseciğinin içine girerek ilkin hücreyi yapmıştır. başlangıçta oksijensiz ortamda yaşayan bu hücre, çevredeki birikmiş besin maddelerini kullanıyordu (heterotrof canlılar). bir süre sonra besin maddesi azaldı ve bu arada anorganik yoldan sentezlenmiş porfirini bünyesine alarak (klorofil oluşumu) kademe kademe su + co+ güneş ışığından organik maddeleri sentezleyebilen canlılar (ototrof canlılar) ortaya çıktı. bu sentezlemenin yan ürünü olan serbest oksijeni, metabolizmalarının etkili bir maddesi olarak kullanan hücrelerden bir kısmı, diğer hücrelerin içine girerek onlarla ortak yaşamaya başladı. bu arada hücre içine giren simbiyont hücre, birçok hücresel yapısını yitirerek mitokondriye dönüştü. yalnız, kendi başına (otonom) bölünme yeteneğini ve özel dna'sını bugüne kadar saklayabildi. keza bu arada ilkin denizde burgu gibi dönerek hareket eden bazı bakteriler (spirochaeta benzeri) bu hücrelerin üzerine yapışarak onlara hareket olanağı vermiş ve bu arada onların yakaladığı besin maddelerine de ortak olmuştur. bir zaman sonra aralarındaki ilişki ortak yaşama (simbiyozise) dönüşerek, yapışan hücreler kamçı ve silleri oluşturmuştur. nitekim bu bakterilerin (bugün yaşayanlarının) yapısı, kamçıların ve sillerin yapısına benzemektedir. lizo-zom, ribozom ve çekirdek zarının da simbiyotik ilişkilerle dışarıdan girdiğine ilişkin kanıtlar. sonuç olarak modern hücre, birçok ilkin hücrenin ya da hücre benzeri varlığın simbiyotik ilişkiler içinde bir araya gelmiş karmaşık bir kombinasyonudur
evrim kelimesini duyunca aklına ilk maymunları getiren denyoların yaşadığı bir dünyada, doğal seleksiyon ve evrim'in geçerliliğini (pratikte) kanıtlayan mitokondri 'nin değişen yapısını anlat dur. anlamayana de ki;
- canım bak, bu bizim "mito " yok mu?, yıllar önce organelmiş, daha sonra "organizma olacagım ben" diye köyünü terk edip büyük sehire taşınmış. yıllarca kaportacı da calışmış ve sonunda idealini gerçekleş, organizma olmuş. iki de çocugu var bunun, adlarını da lizozom ve ribozom koymuş. gel zaman git zaman doğal seleksiyon mito'yu değiştirmiş, yaşlanmış, yapısı farklılaşmış, şimdiler de diyalize gidiyor zavallı..
+ mito kim abi? valencia'da top koşturan milito ile bir akrabalığı var mı?, nasıl topçu?, bizim rico paşa gidiyor, iyi ise onun yerine transfer edelim... "mito paşa" diye çarşı tribününde pankar açalım... sinan engin'e pres yapalım.
- hay amına koyim senin rıza...
doğal seleksiyon'a bir örnek vermek gerekirse, akdeniz ateşi diye genetiksel bir hastalık var. genin adını tam olarak hatırlamıyorum. sanırım pyrin, pyrine gibi bir şey olması lazım. 23 (en son değişti diyorlardı) çift kromozomdan biri zamanla mutasyona uğrayarak hastalığın nüksetmesini sağlıyor. aslında bu genetik bozukluk anne ve baba'da da olmak zorundadır. aksi takdirde hastalık nüksetmez. farzedin iki kardeşsiniz. doğal olarak bozuk gen kardeşinizde de mevcut. fakat hastalık kardeşinizde değil de, siz de beliriyor. işte burada doğal seleksiyon devreye giriyor. vücudunuzun direnci, bagısıklık sisteminizdeki farklılıklar, ve dahi trombosit sayınızda yaşanan düşüş bile hastalığa davetiye çıkarır. siz yıllarca "neden ben de var, kardeşimde yok"? derken, doktorunuz sizi aydınlatır ve der ki; " her insanın fizyolojık yapısı farklıdır. senın mantara alerjin vardır kardeşinin yok. senin vucudun reaksiyon gosterir, kardeşinin ki göstermez"..
inançlarımızdan sıyrılıp, mantıgımızı devreye soktuğumuzda evrimin basit ama karışık bir süreç olduğunu idrak edebiliriz.
herşeyi bir yaratan vardır, varolan herşey bir yokluk aşamasından geçmiştir" gibi varsayımlarla hareket edecek olursak "tanrıyı kim yarattı? tanrıyı yaratanı kim yarattı?" gibi sorularla ve sonsuz bir yaratan zinciriyle karşılaşırız. bunun için görünen, ortada olan ve somut olan en kapsamlı varlıkla noktayı koymalıyız, ki bu da tanrı değil evrendir. pekala, evrenin yaratılmamış, daima varolagelmiş olduğu da kabul edilebilir.sonuç olarak, "doğa kendi kendine oluştu" demek, "biri çıkıp onu yarattı, yoktan var etti" demekten her koşulda daha tutarlıdır. akla ve mantığa daha yatkındır. der filozof...
aslında çoğu evrim teorisyeni deisttir. deistler büyük patlamanın (big bang) mimarının da tanrı olduğunu iddia eder. yalnız deizm, ateizme açılan bir kapıdır. hala daha deist olduğunu iddia eden çoğu arkadaşım, tanrının varlığından da süphe eder. çünkü tanrı evreni sadece " ol " diyerek yaratacak güçteyken, neden dünyaya meteor göndersin? yoksa tanrıcanı sıkıldıkça meteorları bowling topu, güneş sistemindeki gezegenleri de lobut olarak mı kullanıyor?
yaradılış teorilerini ele alalım. bir kısım metafizikçi insanoğlunun yaradılışını dünya dışı varlıklara bağlar. elin ufosu dünyaya gelip tohumlarımızı atmış ve bizleri mercek altına almışlar. biz derken tüm canlıları kastediyorum. dünya dışı varlıkların olduğu antik mısır (hiyeroglif), sümer miti ve kuran’da da belirtiliyor. ha sen ufoya (şeytan-mnafık) nidası eşliğinde taş atarsan, seni adam yerine koyupiletişim kurmaz tabii.
hadi kambriyen devrine gidip prokaryot hucrenin yapısından bahsetmeyelim.. jeologlara göre; dünyanın şekillenmesi ve çeşitli yaşam formlarının türemesi fanerozoik devirde vuku bulmuştur. fanerozoik google görseller ara...
fanerozoik devrin ilh safhası olarak kabul edilen paleozoik dönem; kambriyen patlamasınedeniyle çok hücreli canlıların türediği dönem olarak kabul edilir. teoriye göre patlamanın nedeni; 3-5 yıldızın yörüngelerinden çıkıp atmosferde çarpışmasıdır. carpışmanın etkisiyle oluşan gaz bulutu güneşin dünyaya ısı ve ışık yaymasını engellemiş ve dolayısıyla(tahmin edilen ilk) buzul çağı başlamıştır.jeologlar, bu patlamaya kadar dünyada sadece bir anakara (avusturalya) olduğunu iddia eder. patlama muhtelif omurgasız canlının (dallı bacaklılar–üçloblular–yosun-mercan-rügoz-tabulat vs)soylarının azalıp değişim geçirmelerine neden olmuştur. patlamanın etkisi geçip gaz bulutları dağılmaya başlayınca, buzullarda yaşanan hızlı erime muhtelif omurgalı canlının (dinozor çağı) türemesineneden olduğu gibi, suyla kaplı anakaranın bölünüp yeryüzünü kapladığıfikri de yayıgındır. günümüzde hem karada ve hem de suda yaşayabilen canlılar mevcut. orneğin bir karabatak bilmem kaç dakika suyun altında kalabiliyor. keza tavuk hayvanı da kuşu andırır, kanatları da vardır keranecinin lakinomurga yapısının mutasyona uğrması nedeniyle uçamaz. aslında bizim hezarfen ahmet gibi kısmen uçar keraneci. yaşanan bu olaylara biraz mantıkla yaklaşırsanız teorinin doğru olabileceğini idrak edebilirsiniz. misal dayanabildiğiniz kadar saunada kalıp, çıkar çıkmaz karın içine yatarsanız metabolizma ve bağışıklık sisteminiz ısı kaybına bir anda tepki verecektir. vücut çeşitli bakteriler üretecek ve solunum yolları enfeksiyonubaş gösterecektir. işin enteresan yanı, aynı yöntemin zıttını kutuplarda yaşayan bir eskimo tatbik etse vücudu yine aynı tepkiyi verecektir. lakin eskimoyu etkileyecek olan soğuk hava değil, saunadaki sıcaklıktır. eskimo 1 yıl afrikada yaşasa, keza afrikalı da 1 yıl kutuplarda yaşaşa metabolizmaları abapte olmaya başlayacak, bağışıklık sistemleri de mevcut coğrafi sartlara göre şekillenecektir.
buradan çıkan sonuç; metabolizmamız hangi coğrafi şartlara uygun olarak gelişmişse, farklı bir eko sistemle karşılaşan vücut adapte olmak da zorlanır. dolayısıyla,zamanla adapte olan metabolizmanın bağışıklı sistemi de aynı oranda gelişecektir. işte bu gelişim ve değişim evrimdir. evrim ve adaptasyon içingerekli yegane unsur zaman faktörüdür.
mezozoik dönemi geçelim. bizi,yani insanoğlunu ilgilendiren senozoik döneme değineyim biraz. dünyanın hangi nedenlerden dolayı buzul çağlarına maruz kaldığı varsayımdan öte gitmiyor. farz edelim big bang olayı gerçekten vuku buldu. işte burada da devreye mantık ve bilgi giriyor. hiroşimaya atılan bombanın yaydığı radyasyon bir insana neler yapabilir? merak edip araştırdınız mı?
http://arastiralim.com/wp-c...ds/2006/08/cerno.jpg
atom bombasının uyguladığı basınç kütle çekimi dahi ortadan kaldırabilecek kuvvete sahip. keza yayığı enerjinin neler yapabileceği hakkında fikriniz var mı?, nerden olsun anasını satayım. siz gidin şeytan diye duvarı taşlayarak deşarj olun. hem putları eleştir, hem de temsili olduğunu kabul ede ede suni put yarat.
radyoaktiviteye maruz kalan insan evlenip çocuk yapsa dahi radyoasyonun kalıcı etkisinden dolayı çocuğu da tıpkı ebeveynigibi aynı sağlık sorunları ile karşılaşacaktır. mesela en belirgin kalıtsal hastalık kemik erimesidir. bakın konuyu buradan nereye bağlayacağım. radyasyon canlılara zarar verir ama bazı tedavilerde radyoaktif maddeler kullanılır. bir torpil alıp yakın ve avcunuzun içinde bekletin. torpil patladığında dokularınız tahrip olacak ve lakin metabolizmanız tahrip olan bölgeyi (ama iyi ama kötü) yenileyecektir. ha siktir et kendi kendine iyileşir mantığıylatahrip olan bölgeyi sterilize etmez ve kaderine bırakırsanız, doğadan neden olacağı çeşitli bakterilerden dolayı elinizi dahi kaybetmeihtimaliniz söz konusu. bir başka örnek de verebilirim. su sıralar vecize ve örnek sıçıyorum. ayağınıza batan paslı bir civi,gerekli müdahaleler yapılmazsa tetanoza yol açabilir. tetanoz bakterisi kangrene ve dahi ölüme bile neden olabilir. tetanoz bakterisini vücut üretmez. o siktiğimin paslı çivisi neden olur. kusura bakmayın küfür ediyorum çünkü paslı çivilerle alakalı güzel anılarım yok. o çivinin pas tutup oksitlenmesine ve oksitlenen bölgede bakterilerin yetişmesine olanak sağlayan daoksijendir. hani tüm canlıların yaşamlarını idame ettirmeleri için muhtaç olduğu madde. demek ki yaşamak için muhtaç olduğumuz maddelerin de zıtlık ihtiva ettiği bir gerçek. enerji, radyasyon, güneş ışığı, gama ışını, karbondioksit, karbonmonoksit ve saymakla bitiremeyeceğimiz nice madde,faydalı olduğu kadar zararlıdır da. susuz yaşayamayız ama suda nefes de alamayız. cünü canlıların metabolizması ekolojik denge ile uyum içindedir. bu denge bozulursa metabolizmamız da mutlaka değişime uğrayacak ve bu değişimlere ayak uydurabilen genlerimiz kalıtsal hale gelip bir sonraki nesillere aktarılacaktır. bazı canlılar değişen ekolojik dengeyeayak uyduramayıp yok olacaktır. işte darwin’in doğal seleksiyon tezi burada devreye giriyor.
her neyse... evrimin e’sini bilmeyen, bildiğini de google’dan öğrenen, arkeolojimüzesine gidip bir mamut ile fil fosilini dahi görüp karşılaştırma yapmamışinsanların, mevzubahis evrim kuramı olunca harun yahya gibi car car ötüp kafa sikmelerine tahammül edemiyorum. oyle ki bahsi geçen harun yahya efendi evrim teorisinin karşısına herhangi bir teori çıkaramıyor. evrimciler tıkandığı ve kendilerinin de kabul ettiği bazı noktaları sanki anti tez üretmişcesine insanlara sunup “evrimciler x iddialarını kanıtlayamıyor, sıçtılar, 10 soruda evrimin çöküşü gibi” salakça ifadeleri kitap haline getirip,zaten cehalet yüklümasum beyinlere empoze etmeleri o kadar yavşakça bir strateji ki anlatamam.
aslında biraz kafaları çalışsa, biraz çevrelerindeki canlıları gözlemleseler, biraz da tabularından ve ön yargılarından ödün verseler hayat çok daha güzel olacak.
avustralya’da yaşayan bazı aborjinleriniskelet yapıları normal bir insanın iskelet yapısından farklıdır. kimi paleoantropolog bahsi geçen farklılığı genetik bozukluk olarak tanımlıyor. yahu arkadaş, aborjinler bilinen en eski yerli halklarından biridir. aborjinlere göre bizim genetik yapımız bozuk. bize göre de onların genetik yapısı bozuk. kökenleri australopithecus’lara kadar dayanır. yukarıda da avustralyanın ilk anakara olduğu hakkında ortaya atılan iddialara da yer verdim.
sırasıyla hominidl fosillerini aşağıdaki linke tıklayarak inceleyebilirsiniz.
http://www.sasquatchresearch.net/hominoids.html
yahudi tarihi, insan türünün ömrünün yaklaşık yedi bin yıldan fazla olmadığını iddia ediyor. oysa 1,81 myö ile 0,01 myö arasında yaşadığı tahmin edilen bir neanderthal fosili louvre müzesinde sergilenmektedir. acaba hz adem’in omurga ve kas yapısı sizin bizim gibi miydi? yoksa neanderthal’e mi benziyordu?
neyse iş bu entry editlenecek, geçmişten günümüze doğru örneklerverilerek ilerleyecektir. mesela miller deneyi ile ilgili yazacaklarım var.
dip not; evrime inananlar ile inanmayanlar teorinin en büyük kanıtıdır mesela. ikisinde de beyin olduğu halde sadece biri beynini kullanır.
evrimi hep milyonlarca yıl içinde ilerleyen bir süreç olark görmüştük. fakat şu anda ciddi bilim kuruluşları hızlı evrim üzerinde çok ciddi bulgular açıklamakta.
1971'de 5 çift duvar kertenkelesi doğal yaşamlarından alınıp hırvatistan'da yine doğal yaşamlarına benzer bir adaya bırakılmış. 36 yıl sonra (2007'de) araştırmacılar gelip incelediklerinde fiziksel olarak bıraktıkları kertenkelelerden farklı görünümde kertenkelelerin tüm adayı sardığını görürler.
genel olarak bu kertenkeleler adaya ilk bırakılan kertenkelelere göre daha uzun arka ayakları daha kısa ve birkaç fiziksel özellikleri de farklıdır işin ilginci normalde böcek yiyen kertenkeleler yeni bitki örtüsüyle birlikte otobur olmuştur. bu sayede cecal valve denilen ve otobur kertenkelelerde görülen bir iç organ geliştirmişler.
yapılan dna araştırmasıyla bu yeni tür kertenkelelerin adaya bırakılan kertenkeleler ile aynı olduğu kesin olarak ispatlanmış.
http://en.wikipedia.org/wiki/italian_wall_lizard
http://news.nationalgeograp...izard-evolution.html
http://www.pnas.org/cgi/con...abstract/105/12/4792
http://www.wildlifeextra.co...rd-evolution657.html
http://allusionsofgrandeur....s-evolution-is-slow/
http://averyremoteperiodind...es-of-selective.html
http://www.sciencedaily.com.../04/080417112433.htm
bir tane bile arafosil bulunamamsına rağmen hala insanların inandığı teorem.
aldidar 26 haziran 2008 22.09
basite indirgemekte fayda var anlayış ve anlayışsızlık açısından;
iki yol var önünde. birini seçeceksin. darwin i yuhalamıyorum. en azından düşünüyordu. bir yol seçmişti.
ama ateizm öle değil. yol falan yok. gitmek yok. yol kenarında piknik yapmak var.
darwin'in teorisidir. 1879 yılındaki türlerin kökeni eserinde incelenebilir. evrim gelişimdir. ara geçiş formları olduğunu söyler falan. hayır yazasım gelmedi ne evrim teorisi ne de evrim başlığının bunca zamana rağmen olmadığını görünce şevkim kaçtı. burdan sözlüğe seksüel içerik katmak için and içmiş yazarlara selam ederim.
iyilik penisi 29 temmuz 2008 02.37
[bkz: evrim teoremi]
[bkz: on the origin of species]
[bkz: evrim biyolojisi]
[bkz: evrim psikolojisi]
eğer bir gün darwin ile konuşursak bi siktir git yaaa şeklinde ağzının payını vereceğim şaçma bi teoridir.
negative mirror 01 ağustos 2008 01.13 ~ 24 ağustos 2008 23.34
insanların din ile çeliştiği düşüncesine düştüğü teori. halbuki bilimin işi din olgusunu çürütmek değildir. din, bir şey vardır sebebi yoktur yoktan var olmuş mucizedir de. bilim ise evet vardır işte sebebi budur der. yani din yalan söylüyor falan demez sadece sebebp belirtir ama din yüksek egolu olduğundan sanar ki bilim ona saldırıyor. yok öyle bir şey. adam diyor evrim var sen diyorsun yok. bilim diyorki eee var bak şundan şundan dolayı var sen söyle neyden dolayı yok diye bu sefer sebebp belirtemiyorsun diyorsun ben öyle dedim ondan öyle diye.
mesela sudan karaya geçiş ile ilgili geçtiğimiz aylarda yanılmıyorsam brezilya idi, orada bir orman kışın belli bir seviyeye kadar su altında kalıyormuş yazın da bu su çekiliyormuş. işte o ormanda geçenlerde ağaç kovuğunda yaşıyan, yosun yiyerek beslenen balık türü bulmuşlar. buyrun sudan karaya geçiş için bir form.
bilim adamlarının yıllarını, ömürlerini verdikleri bir şeye sadece limon ile saat çalıştırmaktan öte bilimsel deney yapmadan nasıl deeah hadi siktir lan saçmalığa bak diyorsunuz şahsen şaşıyorum. keşke benim de böylesi bilgi dolu bir imanım olsaydı herşeyi deaah siktir diye sorgulamadan red edebileceğim.
bazı şahıslarca aşağılama yolu olarak kullanılan bir teoridir. teoriden gram nasibini alamamışlar bu teoriyi kullanarak belli kitlelere saldırmayı amaçlarlar. bir kitle kime göre ya da hangi kriterlere göre evrimini tamamlamış ya da tamamlamamıştır, ya da bu yolla saldırı yapanlar bu kriterleri iyi biliyorlarsa kendi evriminin tamamlandığından eminler mi? işte bu soruların cevabını bulmak gerek. allahı aşkına şu kriterler ne? bana söyleyinde insan olduğumdan emin olayım. öyle hayvan bir toplumda yaşıyorum ki.
darcy 01 ağustos 2008 15.14 ~ 01 ağustos 2008 15.15[bkz: komşusu maymunken evrim geçiren bizden değildir]
HaS NiCktiR 01 ağustos 2008 15.29
charles darwin burada doğal seleksiyondan bahseder. yalnız biraz geriden ve detaylı başlamak gerekecek... şöyle ki;
hayat suda başlamış, daha sonra karaya ve suya yayılmıştır. günümüzün son verilerine göre ise canlılar 5 farklı alemde incelenmektedir. bunlar, monera,protista,fungi,plantae ve animalia olarak adlandırılır.
bu alemlerin arasında ara formlar vardır ki *bunlar da evrim teorisi'ni destekleyen oluşumlardır.
"canlılık'ın tek hücreli hayatla başlaması"nı geçin, o tek hücre'nin prokaryot ve eukaryot olduğu dönemler var ki bu daha başlangıç. canlılık bu 5 aleme ayrılana kadar daha neler neler oldu.
ama nedense evrim teorisi hayvanlar alemine mal edimiş. öncelikle hayvanların sistematize edilmesiyle başlar herşey ki bunu da aristo başlatmıştır.
aristo, hayvanları kendi yaşadığı bölgede inceleyip sistematize etmiştir. yani sınıflandırmıştır. şöyle ki;
*kanlı hayvanlar
*kansız hayvanlar
daha sonrasında albertus magnus diye bir başka zoolog, hayvanları yaşadıkları ortama göre sınıflandırmıştır;
*su hayvanları
*hava hayvanları
*kara hayvanları
*çeşitli kurtlar
john ray diye çağrılan ingiliz bir bilim adamı ise, hayvanları daha detaylı inceleyerek "tür" kavramını ortaya atmıştır. ona göre tür değişmez, hep sabit kalırdı. yani biraz evrim karşıtıydı.
bu tarz çalışmalarda bulunan birçok bilim adamı var tabii... ama konumuz darwin madem, oradan devam edelim. dediğimiz gibi, darwin hayvanları sistematize etme yolunda gitmiş, fakat hayvanların kökenini de incelemiştir. yani bir nevi değişim olduğunu ortaya sürmüştür. ispatlanmamış olmasına rağmen, birçok kişi, kurum, kuruluş tarafından kabul görmüş, zamanın hit teorisi olmuştur.
aradan 200 yıl geçmesine rağmen hala "teori"dir. bilim dalıdır. din veya ideoloji değildir. çocukların ulaşamayacağı yerde uğraşılması gereken bişeydir işte.